Uzaktan Tedavi Diye Bir Şey Olur mu?

“Hocam Ankara’ya gelemiyorum. Tetkiklerimi göndersem tedavimi uzaktan yapabilir misiniz?” Bu, sosyal medya üzerinden bize en sık yöneltilen sorulardan biri. Ancak “uzaktan tedavi” denildiğinde herkesin kastettiği şey aynı olmuyor. Kimisi görüntülü bir doktor görüşmesini düşünürken, kimisi kan tahlillerini gönderip beslenme ve takviye programı almayı bekliyor. Hatta bazı hastalarımız saç, tükürük gibi örnekler göndererek uzaktan frekans veya […]

“Hocam Ankara’ya gelemiyorum. Tetkiklerimi göndersem tedavimi uzaktan yapabilir misiniz?”

Bu, sosyal medya üzerinden bize en sık yöneltilen sorulardan biri. Ancak “uzaktan tedavi” denildiğinde herkesin kastettiği şey aynı olmuyor. Kimisi görüntülü bir doktor görüşmesini düşünürken, kimisi kan tahlillerini gönderip beslenme ve takviye programı almayı bekliyor. Hatta bazı hastalarımız saç, tükürük gibi örnekler göndererek uzaktan frekans veya enerji uygulamalarının yapılıp yapılamayacağını soruyor.

Dolayısıyla konuyu netleştirmek için önce şu temel soruyu cevaplamamız gerekiyor: Tedavi dediğimiz şey tam olarak nedir?

Tahlilleri Gönderip Tedavi Planlamak Mümkün mü?

Günümüzde uzaktan sağlık hizmetlerinin hayatımızda önemli bir yeri var. Hekim hastanın mevcut tetkiklerini ekrandan değerlendirebilir, görüntülü görüşmeyle öyküsünü dinleyebilir ve daha önce yüz yüze muayene ettiği bir hastanın sürecini uzaktan takip edebilir. Beslenme ve yaşam tarzı düzenlemelerinin büyük bir kısmı da bu şekilde yürütülebilir.

Fonksiyonel tıp uygulamalarında da benzer bir yaklaşım sıkça görülür. Çeşitli laboratuvar testleri ile vitaminler, mineraller, hormonlar, metabolik göstergeler veya bağırsak parametreleri değerlendirilir. Ardından hastaya özel beslenme ve takviye programları oluşturulur. Bütün bunlar belirli koşullarda son derece yararlıdır.

Ancak bizim klinik yaklaşımımız açısından burada çok önemli bir eksik vardır: Tahlil bize hasta hakkında bilgi verir, ancak tahlil hastanın kendisi değildir.

MR’ı Değil, Hastayı Tedavi Ediyoruz

Bu durumu özellikle kas ve iskelet sistemi hastalıklarında çok sık yaşıyoruz. Hasta boyun MR’ını gönderiyor, raporda üç tane fıtık yazıyor ve doğal olarak şu soruyu soruyor: “Boyun ağrım bunlardan mı kaynaklanıyor?”

Bunu yalnızca MR görüntülerine bakarak söylemek her zaman mümkün değildir. Görüntülemede saptanan her yapısal değişiklik, şikâyetin gerçek nedeni olmayabilir. Hastaya fiziksel olarak dokunduğumuzda çok daha farklı bir tablo ortaya çıkabilir:

  • Kasların mevcut durumunu değerlendiririz.

  • Eklem hareket açıklıklarına bakarız.

  • Çene eklemini kontrol ederiz.

  • Eski ameliyatları, yara izlerini, dişleri veya bademcikleri olası “bozucu alanlar” olarak inceleriz.

Bazen görüntüleme cihazları bize bir şey söyler, beden ise çok başka bir hikâye anlatır.

Bizim Neden Bedene İhtiyacımız Var?

Regülasyon tıbbında insan bedeni yalnızca organların yan yana gelmesinden oluşmaz. Sinir sistemi, bağışıklık sistemi, hormonal sistem, metabolizma ve psikolojik süreçler muazzam bir iletişim içindedir. Otonom sinir sistemi ise bu iletişimin en kilit parçasıdır.

Bu nedenle kronik ağrı, fibromiyalji veya kronik yorgunluk gibi uzun süreli problemlerde yalnızca “Hangi değer düşük?” diye sormayız. Bizim sormamız gereken başka sorular da vardır:

  • Sinir sistemi nasıl çalışıyor?

  • Beden regülasyonunu tam olarak nerede kaybetmiş?

  • Vücutta süreci baltalayan bir bozucu alan var mı?

  • Otonom sistem hangi yönde stres altında?

  • Bilinçaltında, bedensel yanıtı sürekli tetikleyen bir yük bulunuyor mu?

Bu soruların yanıtlarını hastanın dosyasında değil, doğrudan bedeninde bulabiliriz.

Bazen Bedenle Konuşmak Gerekir

Muayene, tıbbın en köklü ve en eski aracıdır. Bakarsınız, dokunursunuz, hareket ettirirsiniz, karşılaştırırsınız ve bedenin size verdiği anlık cevabı değerlendirirsiniz.

Biz kendi pratiğimizde bu klasik muayeneye otonom sinir sistemi değerlendirmelerini, HRV (Kalp Hızı Değişkenliği) analizlerini ve kinezyolojik testleri de ekliyoruz. Amacımız yalnızca hastalığa bir isim koymak değil, organizmanın o hastalığa nasıl tepki verdiğini anlamaktır. İki kişinin MR sonuçları birbirinin tıpatıp aynısı olabilir, kan değerleri de benzeyebilir. Ancak iki bedenin vereceği fizyolojik cevap aynı olmak zorunda değildir.

Üstelik Tedavinin Kendisi de Bedende Gerçekleşiyor

Uzaktan tedavinin bizim açımızdan en büyük sınırı tam olarak burada başlar. Değerlendirme aşamasında bedene ihtiyaç duyduğumuz gibi, uyguladığımız tedavilerde de bedenin bizzat kendisine ihtiyaç duyarız.

Nöralterapi bunun en net örneğidir. Problemli alanı belirleriz, dokunarak değerlendiririz ve tedaviyi bizzat uygularız. Hemen ardından organizmanın iğneye veya dokunmaya verdiği cevabı yeniden ölçeriz. Yani hastaya sadece dışarıdan bir madde vermiyor, sinir sisteminin verdiği cevabı anlık olarak değiştirmeye çalışıyoruz. Bunu hastanın bedeni odada olmadan yapamayız.

Bilinçaltını Bir Formdan Okuyamayız

Kronik hastalıkların temelinde bazen yıllarca taşınan stresler ve çözülememiş içsel çatışmalar yatar. Ancak bu durumu tespit etmek için hastaya sadece “Stresiniz var mı?” diye sormak yeterli olmaz.

Klinik yaklaşımımızda limbik sistem ve bilinçaltı yüklerini değerlendirirken, bedenin verdiği fiziksel yanıtları dikkate alıyoruz. İnsan bazen yaşadığı sarsıcı bir olayın farkındadır, ancak bedenindeki kalıcı etkisinin farkında değildir. Bazen de yıllar önce yaşanmış bir olay zihinsel olarak tamamen kapanmış görünürken, organizmanın hücresel düzeyde verdiği stres yanıtı devam ediyor olabilir. Bu gizli alanı aydınlatabilmek için insanla aynı odada olmaya, nefesini ve tepkilerini hissetmeye ihtiyacımız vardır.

Saç Örneği Göndererek Uzaktan Tedavi Mümkün mü?

Tamamlayıcı tıp alanında uzun yıllardır pek çok uzaktan değerlendirme iddiası bulunuyor. Saç veya benzeri biyolojik örneklerin kargoyla gönderilip kişinin “frekansının” ölçülmesi ve uzaktan bazı enerji uygulamaları yapılması bunlardan biridir. Bu yöntemlerin dayandığı felsefeler oldukça farklıdır, ancak biz kendi klinik pratiğimizde bu tarz yöntemlerle çalışmıyoruz.

Dolayısıyla hiçbir hastamıza “Saçınızı gönderin, sizi uzaktan tedavi edelim” demiyoruz. Bizim tıp anlayışımız çok daha fiziksel, dokunsal ve birebir bir ilişkiye dayanır: Bedeni görmek, değerlendirmek, dokunmak ve anlık tepkileri izlemek.

O Zaman Uzaktan Hiçbir Şey Yapılamaz mı?

Elbette yapılabilir. Burada “uzaktan tedavi” ile “uzaktan takip” arasındaki ince çizgiyi iyi anlamak gerekiyor.

Daha önce bizzat muayene ettiğimiz ve tedavi planını oluşturduğumuz hastalarımızın kontrol süreçlerini uzaktan yürütebiliriz. Tedaviye verilen yanıtı görüntülü konuşarak değerlendirebilir, beslenme programını güncelleyebilir, yaşam tarzı tavsiyelerinin üzerinden geçebilir ve yeni laboratuvar sonuçlarını inceleyebiliriz. Teknoloji, takip sürecinde muazzam bir kolaylık sağlar.

Ancak bizim çalışma prensibimizde, ilk kapsamlı değerlendirmeyi ve kişiye özel regülasyon tedavisini yalnızca bir ekran üzerinden başlatmak hiçbir zaman yeterli değildir.

Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar