SARILMAK GERÇEKTEN İYİLEŞTİRİR Mİ?

Bazen moraliniz bozuktur. Birisi size uzun uzun nasihat eder, pek işe yaramaz. Sonra sevdiğiniz biri gelir ve size sımsıkı sarılır. Hiçbir şey söylemez. Ama birkaç saniye sonra kendinizi daha iyi hissetmeye başlarsınız. Neden? Sarılmak yalnızca duygusal bir davranış mı? Yoksa dokunmanın bedenimizde gerçekten biyolojik bir karşılığı var mı? Cevap oldukça ilginç: Bedenimiz güvenli bir dokunuşu […]

Bazen moraliniz bozuktur.

Birisi size uzun uzun nasihat eder, pek işe yaramaz.

Sonra sevdiğiniz biri gelir ve size sımsıkı sarılır.

Hiçbir şey söylemez.

Ama birkaç saniye sonra kendinizi daha iyi hissetmeye başlarsınız.

Neden?

Sarılmak yalnızca duygusal bir davranış mı?

Yoksa dokunmanın bedenimizde gerçekten biyolojik bir karşılığı var mı?

Cevap oldukça ilginç:

Bedenimiz güvenli bir dokunuşu sadece hissetmez; ona fizyolojik olarak da cevap verir.

Bedenimiz Dokunmayı Nasıl Anlıyor?

Cildimiz yalnızca bizi dış dünyadan ayıran bir örtü değildir.

Aynı zamanda devasa bir duyu organıdır.

Birisi bize güvenli ve şefkatli biçimde dokunduğunda ciltteki duyu reseptörlerinden gelen bilgiler sinir sistemi aracılığıyla beyne ulaşır.

Beyin bu temasın anlamını değerlendirir.

Eğer dokunuş güvenli olarak algılanıyorsa, bedenin stres yanıtı da değişebilir.

Yani sarılmak yalnızca iki insanın birbirine yaklaşması değildir.

Sinir sistemleri de birbirleriyle iletişim kurar.

Oksitosin: Sarılmanın Arkasındaki Moleküllerden Biri

Sarılmayla birlikte en çok adı geçen maddelerden biri oksitosindir.

Oksitosin;

yakınlık, güven, anne-bebek bağı ve sosyal ilişkilerle bağlantılı bir hormondur.

Sevdiğimiz birine dokunmak, sarılmak ve yakın sosyal temas oksitosin sistemini etkileyebilir.

Ancak oksitosini yalnızca “mutluluk hormonu” diye tanımlamak doğru değildir.

Çok daha karmaşık bir sistemin parçasıdır.

Önemli olan şudur:

Güvenli sosyal temas beynimize yalnız olmadığımız mesajını verebilir.

Sarılmak Stresi Gerçekten Azaltabilir mi?

Bedenimiz tehlike algıladığında sempatik sinir sistemi devreye girer.

Kalp hızlanır.

Kaslar gerilir.

Dikkat keskinleşir.

Stres hormonları yükselir.

Bu mekanizma kısa süreli olduğunda hayat kurtarıcıdır.

Problem, sistemin sürekli açık kalmasıdır.

Güvenli sosyal temas ise bazı kişilerde stres yanıtının azalmasına, kalp hızının ve kan basıncının daha sakin bir düzeye gelmesine katkıda bulunabilir.

Başka bir ifadeyle;

bazen bedenin ihtiyacı olan şey bir başka insandan gelen “güvendesin” sinyalidir.

Neden Sevdiğimiz Birinin Dokunuşu Başka?

Burada çok önemli bir ayrıntı var.

Her dokunma aynı değildir.

Beyin yalnızca fiziksel teması değil, temasın kimden geldiğini ve ne anlama geldiğini de değerlendirir.

Sevdiğiniz ve güvendiğiniz bir insanın dokunuşu ile istemediğiniz birinin dokunuşu sinir sistemi açısından aynı mesaj değildir.

Birinde güven oluşabilir.

Diğerinde tam tersine stres yanıtı ortaya çıkabilir.

Dolayısıyla iyileştirici olan sadece “dokunmak” değil;

güvenli, istenen ve duygusal anlam taşıyan temastır.

Dokunmak Ağrıyı da Etkileyebilir mi?

İşin daha da ilginç tarafı burada.

Ağrı yalnızca dokudaki hasarın miktarını gösteren basit bir alarm değildir.

Ağrı algısı beynin;

duygu durumundan, geçmiş deneyimlerden, korkudan, stresten ve kişinin kendisini ne kadar güvende hissettiğinden etkilenebilir.

Bu nedenle güven veren sosyal temas bazı durumlarda ağrının algılanma biçimini de değiştirebilir.

Elbette bu, sarılmanın kronik ağrıyı tedavi ettiği anlamına gelmez.

Ama bize çok önemli bir şeyi gösterir:

Ağrıyı yalnızca ağrıyan bölgede aramak bazen eksik bir yaklaşımdır.

Yalnızlık Neden Sağlığımızı Etkiliyor?

Meselenin diğer tarafında ise yalnızlık vardır.

İnsan sosyal bir canlıdır.

Uzun süreli sosyal izolasyon ve yalnızlık yalnızca psikolojik bir problem değildir; stres sistemi, uyku, davranışlar ve genel sağlık üzerinde de etkiler oluşturabilir.

Bu yüzden sağlık dediğimiz şey yalnızca;

iyi beslenmek,

spor yapmak,

vitamin almak

değildir.

Sağlıklı ilişkiler de sağlığın bir parçasıdır.

Peki Günde Kaç Kez Sarılmalıyız?

Sosyal medyada zaman zaman;

“Günde 4 sarılma hayatta kalmak, 8 sarılma sağlık, 12 sarılma gelişmek için gereklidir.”

gibi rakamlar dolaşıyor.

Bunları bilimsel bir reçete gibi kabul etmek doğru değildir.

Sarılmanın sihirli bir sayısı yoktur.

Önemli olan sayıdan çok;

temasın güvenli olması,

istenmesi

ve gerçek bir sosyal bağın parçası olmasıdır.

Yani mesele sarılma saymak değil, bağ kurmaktır.

Modern Hayatta Teması Kaybediyor Olabilir miyiz?

Bugün yüzlerce insanla iletişim kurabiliyoruz.

Mesajlaşıyoruz.

Fotoğraf gönderiyoruz.

Sosyal medyada birbirimizin hayatını takip ediyoruz.

Ama bütün bu dijital bağlantıya rağmen gerçek insan temasımız giderek azalabiliyor.

Belki de modern yaşamın en büyük çelişkilerinden biri bu:

Hiç bu kadar bağlantıda olmamıştık ama belki de hiç bu kadar az temas etmemiştik.

Sonuç: Bazen Bedenin İhtiyacı Bir Reçete Değildir

Sağlık denildiğinde aklımıza hemen;

ilaçlar,

vitaminler,

diyetler,

tetkikler

geliyor.

Bunların gerektiği zaman elbette önemli bir yeri vardır.

Ama insan bedeni yalnızca biyokimyasal reaksiyonlardan oluşan bir makine değildir.

Güven, yakınlık, sevgi ve sosyal bağ da sinir sistemimizin çalışma biçimini etkiler.

Bu nedenle bazen sevdiğiniz bir insana sarıldığınızda hissettiğiniz rahatlama hayal değildir.

Bedeniniz gerçekten o teması algılar.

Ve belki de dünyanın en eski sakinleştiricilerinden biri hâlâ yanı başımızdadır:

Güvendiğimiz bir insanın kolları.

Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar